Ali ile bölük komutanının sonu

Yaşam
Ali ile bölük komutanının sonu

Bölük komutanı Ali okulunu denetliyordu. Hasan’a sordu: – Oğlum, dünya kaç parçadır? – Beş parçadır komutanım. – Say bakalım. – Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya. – Sen nerelisin? – Kayseriliyim, komutanım. – Su haritada Kayseri’yi göster bakalım. Hasan Kastamonu’yu işaret edince: – Oğlum, orası Kastamonu. – Kayseri’nin bir mahallesi sayılır, komutanım, der. BONUS FIKRA 2 – DEĞMEZ Şehirli tavuk ile köylü tavuk gezerken, bir vitrinde iri ve beyaz yumurtalar gördüler. Şehirli, gururla yanındakine döndü: – Görüyor musun; bunları ben yumurtladım, tanesi otuz bin liraya satılıyor. Az ilerideki vitrinde daha büyük ve sarı kabuklu yumurtalar görünce köylü tavuk arkadaşını dürttü: – Bak bunlar da benim yumurtalarım; kırk bin liraya satılıyor! Şehirli tavuk altta kalmadı: – Valla şekerim istesem ben de böyle büyük yumurtlayabilirim ama bizim horoz bey, on bin lira için bir tarafını yırtmaya değmez diyor! BONUS FIKRA 3 – FİTİL Temel ishal olmuş, gittiği doktor da “günde iki defa fitil” salık vermiş. Temel fitilin asıl kullanım şeklinden habersiz olduğundan, hap gibi yutmuş, ve tabii ki daha kötü olmuş. İkinci defa gittiği doktor ona günde üç defa fitil vermiş, Temel daha kötü olup da doktora üçüncü defa gidince doktor şüphelenip sormuş: “Siz yoksa bu fitilleri hap gibi yutuyor musunuz?” Temel kızmış, “Yok, bi tarafıma s.o-kiyrum.” BONUS FIKRA 4 – TOPAL EŞEK Yahudi’nin biri, pazara, topal eşeği satmak için götürür, fakat alıcıyı kandırmak için eşeğin tırnağına çivi çakar, eşeğe bir Kayserili müşteri çıkar. Kayserili ayaktaki çiviyi görür, içinden “çiviyi çıkarırım düzelir” diye düşünür, eşeği alır. Yahudi ertesi gün sağda solda övünür. – Siz Kayserililer akıllıyız diye övünürsünüz, çiviyi çaktım anadan doğma sakat eşeği sattım der. Duyanlar bunu Kayseriliye anlatırlar. Kayserili elini dizine vurur: – Tüh yahu, verdiğim para sahte olmasaydı bayağı kazıklanmıştım. BONUS FIKRA 5 Günün birinde Hoca’nın da içinde bulunduğu topluluktan birisi; “Hocam, adam olmanın yöntemi nedir?” deyince; Hoca Efendi, adamın nefes almasına bile fırsat vermeden; “Canım, bunu bilmeyecek ne var, elbette kulaktır.” der. Fakat Hoca, arkadaşlarının “kulaktır” cevabından pek bir şey anlamadıklarını anlayınca açıklama yapma gereğini duyar: “Aa!. . Bunu bilemeyecek ne var? Herhangi bir adam konuşurken onu can kulağı ile dinlemeli; bu arada kendi ağzından çıkanı kendi kulağı duymalıdır.” BONUS FIKRA 6 Günün birinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır. Elbette yağmur yağdığı vakit ya koşulur, ya da bir yerlere sığınılır. Nasreddin Hoca da yağmurun yağışını ve sokakların yalnızlığını pencereden seyrederken bir de bakar ki yağmurdan kaçan bir adam… Hoca biraz dikkatli baktığında bunun bir komşusu olduğunu anlar ve pencereyi açarak; “Komşu, komşu, utanmıyor musun, niçin Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” deyince adam koşmayı bırakır ve yavaş yavaş evine doğru gider. Bu arada adamın da ıslanmadık yeri kalmaz. Ertesi gün hava yine yağmurludur. Bu defa Hoca Efendi alışveriş için sokağa çıkmıştır. O, işini bitirip de hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden geçer. Bu sefer komşusu; “Hoca Efendi, Hoca Efendi, sen dün bana ‘Allah’ın rahmetinden kaçılmaz. ’ demiştin; bak şimdi kendin kaçıyorsun.” deyince, Hoca komşusuna doğru döner ve; “Be adam! Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum, Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum.” der.